Âyet
Âyetlerin son kelimesine veya bu kelimenin son harfine, iki âyetin arasını ayırdığı için “fâsıla” denilmiştir.
Cem’ul Kur'an
Kur’ân’ın toplanması, mushaf hâline getirilmesi demektir.
Cüz
Bütünü oluşturan bölümlerden her biri.
Hatim
Kuran’ı başından sonuna değin okuyup bitirme.
Tecvid
Lügatte “bir şeyi güzel ve sağlam yapmak, onu süslemek” anlamındaki tecvîd, Kur’ân-ı Kerîm’i harflerin mahreç ve sıfatlarına riâyet edip tilâvet kurallarına uyarak güzel ve hatasız okumayı öğreten ilimdir. Tecvid kelimesi "cevede" kökünden gelmektedir. Cevede Arapça'da kalite demek olur ki bir şey çok güzel olduğunda kullanılır.
Hadr
Kur'ân-ı Kerim, üç mertebe üzere okunur: Bunlar; tahkîk, tedvir ve hadr'dır. Hadr, sözlükte bir şeyi hızlıca yapmak, acele etmek anlamına gelir. Tecvîd ilminde Kur’ân’ı en hızlı tarzda okumaya denir.
Hizb
sözlük anlamı parça ve kısımdır. Kuran'ı Kerim'in beş sayfalık bölümüne de hizb denir. Kutsal kitabımızda toplam 120 hizb bulunmaktadır.
Kıraat
Kur'an okuma.
Lahn
Sözlükte "nağme, ezgi", kıraatte ve dilde "hata etmek; sözün maksadını anlamak" gibi mânalara gelen lahnin yaygın olan terim anlamı dilde ve kıraatte hata yapmaktır.
Sûre
Kuran’ın 114 bölümünden her biri.
Ezber
Kuran-ı hıfzetmek yaygın olarak “ezberlemek” diye ifade edilir .Ezber (ازبر) Farsça kökenli den anlamına gelen “ez” ile göğüs anlamına gelen “ber” kelimelerinden oluşur. Buna göre Kuran-ı ezberden okumak göğüsten yani içten gelerek bütün benliğiyle okumak anlamına gelir.
Hafız
Hafız sahip olduğunu sürekli ve nitelikli koruyan demektir.
Suhuf
Suhuf; "sahife" kelimesinin çoğulu olup Allah tarafından vahiy meleği Cebrâil vâsıtasıyla "dört peygambere" gönderildiğine inanılan ilâhî risâlelerdir.
Mekki ve Medeni Sûre
Hicret öncesi yani Mekke ve çevresinde inen sûrelere Mekkî, hicret sonrası Medine ve çevresinde inenlere ise Medenî Sûre denir. Bu bağlamda sûreler Mekkî ve Medenî olmak üzere iki grupta incelenebilir.
Müfessir
Sözlükte “açıklamak, beyan etmek, izhar etmek” anlamındaki kelime “Kur’ân-ı Kerîm’i yorumlayan kimse” demektir.Kur’ân-ı Kerîm’e göre onu yorumlama yetkisi Allah’tan sonra Resûl-i Ekrem’e aittir.Bu sebeple ilk müfessir Peygamberimizdir.Ondan sonra sahabeler yapmıştır.